Ayvalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ayvalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ekim 2011 Çarşamba

Ayvalık




Giderayak işlerim var bitirilecek,
                                                    giderayak.
Ceylanı kurtardım avcının elinden
ama daha baygın yatar ayılamadı.
Kopardım portakalı dalından
ama kabuğu soyulamadı.
Oldum yıldızlarla haşır neşir
ama sayısı bir tamam sayılamadı.
Kuyudan çektim suyu
ama bardaklara konulamadı.
Güller dizildi tepsiye
ama taştan fincan oyulamadı.
Sevdalara doyulamadı.
Giderayak işlerim var bitirilecek,
                                                    giderayak

Nazım Hikmet Ran

16 Ocak 2011 Pazar

Mini cumartesi gezisi

Dün havanın sıcaklığına dayanamayıp, Erdem hasta olmasına rağmen Cunda'ya gittik.

Önce Taş kahvede sıcak çay eşliğinde bir ayvalık tostunu höpletip, üzerine gazete eşliğinde keyif kahvemi  içtim. Sonra bir kaç fotoğraf çektim. (T-shirtle oturdum, Ocak ayında... )

Ardından Pateriça'ya doğru yola koyulduk. Çok değil, bir kaç km yürüdük ama hem havanın sıcaklığı hem de sıcağa aldanıp açmış olan çiçekler bir anda bahardaymışız hissini verdi bize.

 Bunlar da dünden bir kaç an...







      




Fotoğraflar: Özge Sönmez

29 Aralık 2010 Çarşamba

Mutlu Yıllaaaar! / Merry Christmaaaas!



Harika bir sıcak şarap eşliğinde, çok güzel yeni yıl kurabiyeleri yedim dün gece :))

Arkadaşım Tara'ya buradan teşekkür etmek istiyorum :)

Yeni yıl yeni yıl yeni yıl yeni yıl herkeseee kutluuu olsun, yeni yıl yeni yıl yeni yıl yeni yıl  herkeseee mutluuu olsun! :)

26 Haziran 2010 Cumartesi

Havai Fişekler

Hiç sevmiyorum!

İnsanların evlenirken, sünnet olurken neden havai fişek attırdıklarını da bir türlü anlayamıyorum. Ne kadar zenginsen o kadar çok ve büyük havai fişeklerin olur mantığını da...

Acaba bu kişilerin, havai fişeklerin yarattığı hava kirliliğinden, öldürdüğü kuşlardan haberleri var mı? Hiç sanmam. Olsa da değişir mi düşünceleri ve hareketleri onu da bilmem...

Çevreci geçinen belediyeler yasaklamalılar havai fişekleri.

Dakikalarca sürüyor bir de! Çıldırmamak elde değil :(

Halkasız Gözlerim :)



Bu sabah fark ettim :) Erken yaşta yüzüme çöken göz halkalarım kaybolmuş!!! :) 


Yavaş yaşam etkisi olmalı... 

Mutlu oldum :))

Adada klasik müzik dinlemek

Dün gece, Cunda Adası'nda keman ve viyola rüzgarı esti...


Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisinin ev sahipliğinde gerçekleştirilen muhteşem konser yaklaşık 2,5 saat sürdü. O kadar keyifliydi ki... Klasik müzikten çok anladığımdan değil ama uzunca bir zamandır yapmadığım bir şeyi yaptığımdan bana çok iyi geldi. 


Konsere davet eden arkadaşım Tara'ya bir kez de buradan teşekkür ediyorum :)





10 Haziran 2010 Perşembe

Dikiş diken Özge

Ben artık dikiş dikeceğim! :)) Şu yanda gördüğünüz dikiş makinesı ile. Ne dikeceğimi henüz bilmiyorum ... Yani var aklımda elbet birkaç şey ama uzun vadede ne dikerim bilemiyorum. Önce bez torbalar dikip, sevdiklerime hediye edeceğim. Pazara veya çarşıya giderken çantalarda 3-5 bez torba bulunsun. Naylon torbalardan kurtulmak için.  Kimse sevdiği insanlar hem doğayı hem de kendilerini zehirlesin istemez değil mi? Sonra bir de kumaş peçeteler dikeceğim.  Artık evde kağıt peçete ve kağıt havlu kullanmak yok. Biz uzunca bir süredir evimizden çıkarttık bunları ama eş dost yine hedef kitle. Şöyle şirin ve renkli cep mendilleri de dikebilirim, selpaklara da güle güle deriz. Taşıması da keyifli olur.
Şimdilik aklımda olanlar bunlar. Öğrendikçe etekler, elbiseler de dikerim tabi ama onlar daha uzun vadede... 

15 Şubat 2010 Pazartesi

Çevreci ikilem

Feci halde arada kaldım.

Evdeki hiçbir plastiği sevmiyorum. Göresim gelmiyor, varlıklarına da kılım ayrıca. Hepsini metal veya mümkünse tahta olanları ile değiştirmek istiyorum. Fakat bu değişim de bir tür tüketim olduğu için arada kaldım. Nasıl çözeceğim bu ikilemi ben? Yardım edin lütfen! Ne yapmalıyım?

İmdat!

10 Aralık 2009 Perşembe

Yağmur

Ayvalık'a yağmur yağıyor. Cunda görünmüyor, gri olmuş gökyüzü.

Biraz yağmurun hüznü, biraz da dinginliği var üzerimde..

Sakin bir gün. Alışa geldiğimin, hep yaşadıklarımın tersine.

Çalışmak da ayrı keyifli böyle bir günde.

Uzun zaman sonra yeniden resim yapmaya başladım.

Uzun süreler/yıllar boyunca dinlendirdiğimiz parçalarımızı harekete geçirme zamanı artık.

Dondurulmuş ve yıllar sonra yeniden nefes almaya başlamış bir kurbağa gibi. Dün bir belgesel izledim de oradan geldi bu kurbağa :) Yazının seyri ile alakasız oldu ama öyle çıktı parmaklarımdan. :)

Sıra rüyaları yönetmekte. Okumam lazım bu konu ile ilgili, tek başıma baş edemeyeceğimi hissediyorum artık. İstemek de var tabi mevzunun içinde.

Yağmur hala yağıyor :)

29 Kasım 2009 Pazar

Kuş Gözlemi ve Muz Kabuğu


Dün kuş gözlemine gittik Sarimsaklı tarafına. Tam ismiyle Badavut aslında.

Bir göl idi aradığımız, bol taşlı, topraklı ve kumlu yollarda bata çıka sonunda göle ulaştık. Bizi bir sürpriz bekliyordu, hiç kuş yoktu! Su kuşları nerededir diye bakına bakına şaşkınlığımızı üzerimizden attıktan sonra atladık motora yeni bir yer aramaya koyulduk. Sonra bir tepeye vardık, manzara muhteşemdi. Masmavi denize güneş ışıltıları düşmüş, mevsim kış olduğunu çoktan unutturmuştu bize. Yine ortalıkta kuş görünmese de biz ıhlamurumuzu, bademlerimizi ve elmalarımızı afiyetle tükettikten sonra dönüş yoluna düştük.

Ayvalık girişinde bir su birikintisi var. Orada durup biraz bakalım dedik. Ve birkaç yeşilbaş ördek ile günümüze kuş kattık :) Sonra bir kızılkuyruk, birkaç sakarmeke, bir balıkçıl ve türünü anlayamadığımız beyaz bir büyük kuş :)

Fotoğraf konusunda da pek şanssızdım hal böyle olunca. Çekebildiklerimde de sağolsun kuş dostlar ya popolarını göstermişler ya da başlarının arkasını! :)

Bir daha ki sefere diyerek günümüzü sonlandırdık.


30 Ekim 2009 Cuma

Dalından zeytin toplamak


Biz dün, dalından zeytin topladık. Ağaçtan yani, hem de kendi evimizin bahçesindeki ağaçtan :)

Çok güzeldi, şimdi sıra zeytinlerimizi hazırlamada :)

25 Ekim 2009 Pazar

Flamingolara yolculuk


Bu sabah erkenden, saat 06:00'da kalkıp, Sarımsaklı yolundaki tuz havuzlarında yaşayan flamingoları görmeye gittik.

07:00'de kalkmayı planlamıştık ama dün saatler 1 saat geri alınınca 06:00'da kalktık ve flamingolar saatlerini geri almazlar diyerek düştük yola :)

Havuzlardan iç tarafta olanda duruyorlardı, yaklaşabilmek için mıcır dolu patikaya girdik.

Bu arada fotoğraf da çekeriz diye objektifleri, tripotu ve makineyi yüklenmiş gider haldeydik. Tüm bunları ben taşıyorum tabi ki. İlk durakta makinede pil olmadığını farkedip, hayal kırıklığımızı yaşayınca onu motorun içine koymaya karar verdik. Bunun, ne kadar doğru bir karar olduğunu az sonra anlayacaktık. Erdem'le aramızda tripotu tutarak motorla flamingolara doğru ilerliyorduk :) Kiiii, yoldaki mıcırlarda kayıp düştük!!! :) Benim daha önceden bir deneyimim var düşmeye dair, Erdem'inse bu ilk oldu. Birlikte düşüş anlamında benim için de ilk. Erdem'in bacağı incindi biraz, bense küçüklüğümden faydalanıp atıverdim önce tripotu sonra kendimi. Biraz onu dinlendirdikten sonra, flamingolara doğru yürüdük ve enfes bir gözlem yaşadık :) O kadar güzeldiler ki. Pembe gövdeleri, sudan hiç çıkarmadıkları upuzuuun gagaları ile... Her sayımda farklı bir rakama ulaştık, son kararımız 30 adet flamingo olduğu. Ben ilk kez bu kadar yakından gördüğüm için kendimi çok şanslı hissediyorum :)

Arada nasıl düştük geyikleri yaparak, zeytin ağaçlarının altında yanımızda getirdiğimiz ekmek ve balımızdan birer parça yedik. O esnada köpeği ile yanımızdan geçen amca ile selamlaştık.

Sonra motora atladık. Yine benim önümde tripot, tın tın gidiyorduk kiiii, köpek havlamaları geldi. Sonra iki köpek bize doğru koşmaya başladı, biri bağlıymış meğer, diğeri de amca ile gelen köpek. Erdem o esnada panikledi ve benim yavaş diye bağırmalarıma rağmen direksiyonu bir sağa bir sola kırınca biz hoooop bir daha düştük! Bu kez ilki kadar şanslı değildik, ikimizin de ayağı motorun altında kalmıştı. Erdem 'bu kez gitti ayağım' diye bağırırken, ben de kendi ayağımı kurtarıp ona yardım etmeye çalışıyordum Neyse, başardım ve onun ayağına baktım. Sıyrıklarla dolu idi. O esnada selamlaştığımız amca geldi, korkmuş, iyi olduğumuzu anlayınca köpeğinin hiç birşey yapmayacağını, motordan korktuğu için havladığını söyledi. O da üzülmüştü düşmemize. Sonra toparlanıp onunla vedalaştık...

Yine atladık motora, bu kez hastaneye... Erdem'in bileği acıyordu ve riske atmak istemedik. Acildeki dr birine çarpmadığımızdan emin olamadi ve bisiklet düşmesi olarak kaydetti bizi :) İkimizin de üstü başı toz içindeydi, pantolonlarımız yırtılmıştı ama bu onu iyice korkuttu sanırım. Ayak bileği ve diz kapağının röntgenini çektirdik, kırık, çıkık, çatlak yok dedi. Sonra evimize geldik ve gülüşe gülüşe kahvaltımızı yaptık :))

Böylece, flamingoları görmek için yola çıkmış, hastanede mola vermiş ve ardından güzel bir kahvaltı ile güne başlamış olduk :))

Evde dinlendikten sonra, kitabımızı sandalyelerimizi alıp plaja gittik. Erdem denize girdi. Düşünebiliyor musunuz, 25 ekim ve denize girebiliyoruz! :))

Güneşin altında sıcacık olduktan sonra, toparlanıp evimize geldik. Sonra doğru pazara :) Meyvemizi, sebzemizi de alıp eve dönüp karnımızı doyurduk.

Akşamüstü balkabağı, kar tanesi, çam ağacı, kalp ve kardan adam şekillerinde kekler yaptım, az önce çay eşliğinde yedik.

Bugün bir kez daha Ayvalık'a taşınma karaımızın ne kadar doğru bir karar olduğunu birbirimize söyleyip, mutlu olduk :)

Darısı büyük şehirden yorulmuşların başına!

Hatırlatın kendinize, aslında bir gün sandığımızdan çok daha uzun.