hayattan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayattan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Kasım 2008 Cuma

Kriz




Bizi nasıl etkiledi...

Beni nasıl etkiledi...

Sözde burası benim sanal günlüğüm ya, ben kendi hissettiklerimi yazabilirim ya... Madem öyle sansürü minumum uygulayarak hissettiklerimi yazacağım şimdi.

Neler mi hissediyorum?

Öfke hissediyorum. Ama biliyorum 'öfke' bir his değil, 'çatışma' eğitimini aldığım Kathy teyze söylemişti, öfkenin bir his olmadığını... Ardında her zaman başka duygular barındırdığını...

Ben neden öfkeliyim? Düşünüyorum düşünüyorum ve buluyorum. Nasıl bazı şeyler öngörülemiyor diye öfkeleniyorum. Aslında içimde yatan neden şu, haksızlıga tahammül edemiyorum, dayanamıyorum... Birileri bir dönem ve belki hala da işini iyi / verimli yapamıyor diye başka birilerinin işinden olmasını, bunun da kendi seçimiymiş gibi ona anlatılmasını ve belki onu buna inandırma çabalarını ve hatta birilerinin buna inanma çabasını -çünkü daha az canı yanar o zaman kişinin- kabul edemiyorum... Ve elimden birşey gelmemesini de... Birşey yapamak yani çaresiz olma durumu (sahi var mı gerçekten böyle bir durum yoksa bir tercih mi bu? ) beni öfkelendiren...

Örgütlü mücadelemizin bizi ilk adımda tökezlemekten kurtaramamasına içim eziliyor. Ve arkadaşıma veda e-postamı yazarken, onu ve kendimi nasıl teselli edeceğimi bilemeyişim karşısında kalakalıyorum. Yazdıklarımı defalarca kez silip tekrar yazmaktan ellerim, hissettiklerimdense içim acıyor... Ailem dağılıyor gibi...

Bunları hissediyorum...

12 Kasım 2008 Çarşamba

yorgunluk ve muz kabuğu...


İlişkilerimi tek yönlü kuramadığımı farkettim.
İnsanların bencilliklerinden yoruldum, samimiyetsizliklerinden de... Ama en çok da samimi gibi görünüp samimiyetsiz davranışlarından. Üstelik bu davranışları açıkça sergilemeyip, gizli kapaklı (çünkü kendileri dışında kimsenin kafası çalışmıyor ya) iş çevirmelerinden... Ve faturasını hep birlikte ödüyor olmamızdan...

Yoruldum ben....

Dinlenmek istiyorum artık...

Sevdiklerimle doya doya vakit geçirmek istiyorum...

Özlediklerime sarılabilmek istiyorum...

Kitap okumak istiyorum...

Bilgisayar başında oturmaktan, mail yazmaktan ve cevaplamaktan, iş yapmaktan başka birşeyler yapmak istiyorum...

Başka şeylerden yorulmak istiyorum...

Sırtım, ellerim ve gözlerim ağrımasın istiyorum...

Biraz vakit istiyorum...Kendime... Nasıl dolduracağıma benim karar vereceğim '1'(az) vakit...Sevdiklerim için '1'şey(ler) yapabileceğim, bu kez onların değil de benim fedakarlıkta bulunabileceğim bir an olsun istiyorum, bunca zamandan sonra...

Bir de artık istemek değil, yapmak istiyorum...




17 Haziran 2008 Salı

Kalp kafalı insanlar


Kalp kafalı insanların beyinleri kalbidir. Kalbi de beyinleri…

Kalp kafalı insanlar kolayca incitilebilir, incinebilirler ama kolayca incitemezler… İncittiklerinde de daha çok incinirler. Kalp kafalı insanların hayatları, kendileri kadar başkalarına aittir. Etrafındakileri kollamak, desteklemek, derleyip toparlamakla yükümlüdür kalp kafalı insanlar. Sevilirler sevilmesine de, insanlar ne zaman dönerlerse dönsünler bıraktıkları yerde bulacaklarından, kalp kafalı insanları kırmamak, ihmal etmemek konusunda pek de hassas davranmazlar. Bulurlar da döndüklerinde… Lakin kalp kafalı insanlar sevilirler, gerçekten sevilirler ve hissederler de bunu. Hissettikçe büyür kalpleri, güler yüzleri…

Bir kuşun kanadına tutunmuş uçarken, bir yıldızdan diğer yıldıza zıplarken ya da ayın kenarına oturmuş size gülümserken görebilirsiniz kalp kafalı insanları. İçleri ne kadar acısa, sıkılsa, omuzları ne kadar yere yaklaşsa da hep gülümser kalp kafalı insanlar. Bilirler ve inanırlar ki ‘sevgi’ açacaktır her kapıyı…

Hepimizin hayatında vardır kalp kafalı insanlar, benim de var… Belki hepimiz de birilerinin hayatında kalp kafalı insanlarızdır kim bilir.

Hayatımdaki kalp kafalı insanlara, hayatlarını benimle paylaştıkları, beni kolladıkları, bana destek oldukları, beni derleyip toparladıkları için teşekkür ederim.

3 Haziran 2008 Salı

kırk gün kırk gece 25 yaş!




Bir sürü mum üfledim, bir sürü dilek tuttum, malum 20ye yakın olmaktan uzaklaşıp 30la tanışmaya yola çıktığım anlar şu günler!

Hiç yok artık demeyin, 25 tam ortası, sonra 30a geliyorum... 'Amaaaan Özge' lik bir durum yok, elimizdeki bu! ;)

Gez'inti' hanım ayrı bir telaş içinde tabi, ödü patlıyor daha çabuk yorulacak, enerjisini kaybedecek, daha önemlisi de istemeyecek canı gezmeyi diye! Offf nasıl nefes alacak gidemezse? Sakinleştirmeye çalışıyorum onu, usul usul konuşuyorum bulduğum kuytu köşelerde, sakin ol diyorum, bak ben zaten düşünüyorum, sen de düşünme bunları, ben tanıyorum kendimi seni de tanıyorum, yıllardır birlikteyiz ne de olsa, az mı çektik birbirimizden! Ben seni seviyorum diyorum tekrar tekrar...Biraz sakinleşiyor bizimki...

Bu yıl gez'inti' hanım pek renkli bir doğum günü geçirdi, 31 mayısta sevgilisi ile bir gece, 1 haziran sabahı sabah 06:30 ile 08:00 arası (!!!) Salacak'ta sevgilisi ile bir kahvaltı, 1 haziran günü ofisteki arkadaşları ile santralde bir kutlama, 1 haziran akşamı sevgilisi ile bir gece, 2 haziran yine iş arkadaşları ile yemyeşil olmuş bahçelerinde iki kocaman pasta ile kutlama, 2 haziran akşamı Özgesi ile bir akşam yemeği, susmayan telefonları ve dolan e-posta kutusu ile tekrar tekrar dilek tuttu bizim ki! :) Aman bir mutluydu ki sormayın!

Canım anneme ve babama bir teşekkür etmek, (yanıbaşımda olsalardı) sımsıkı kucaklamak geliyor içimden... Beni bu hayata bırakıverdikleri için ( şaka değil ha gerçekten bırakıverdi bizimkiler beni ;) - hafiften de sitem var çaktırmayın- ) kendim daha hızlı öğrenirmişim herşeyi ( şüphe mi ettiler ne! ). Okusalar kızarlardı bana, hele annem, 'aşk olsun Özgeciğiiiim' derdi :) Ben çok mutluyum yaşıyor olduğum için, çok çok teşekkür ediyorum onlara da bana bu fırsatı tanıdıkları için!

Eh hadi bakalım 25 yaş, biz geldik gez'inti' hanımla birlikte sana, sen de yaşat yavaş yavaş ne çıkacaksa 25 yaş çuvalımızdan bahtımıza! Hazır ve nazır bekliyoruz!

gez'inti' & Özge