doğa ve sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
doğa ve sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Nisan 2011 Pazar

The Philadelphia Story



Dün akşam The Philadelphia Story'yi izleyerek, çok keyifli vakit geçirdim :) 


Tüm gün regl sancıları içinde kıvrandıktan sonra, mucize ilaç Buscopan'a direnmemin daha fazla anlamı olmayacağını düşünerek (itiraf etmeliyim ki muhteşem bir havayı kaçırmanın korkusu da vardı içimde) bir tane höpletip, Tara'yı aradım ve kendimi dışarı attım. İyi ki de atmışım!


AIMA ( Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi, http://www.ayvalik-music.com/ ) düzenli olarak film gösterimleri düzenliyor. Tara'nın daveti ile gittiğim bu filmde, film başlamadan önce bana ısmarladığı bir kadeh kırmızı şarap ile terasta adalara doğru gün batımını izlemenin tadı çok başkaydı :) Mutlu olacağım bir kaç saatin sinyallerini orada aldım :)


''The Philadelphia  Story'' oldukça eski bir film, bir kaç kez de farklı oyuncularla çekilmiş. Bizim izlediğimiz 1940 yapımı, Cary Grant, Katharine Hepburn ve James Stewart'ın oynadığı idi. Trailer'ı izlemek isteyenler için link http://www.imdb.com/video/screenplay/vi648348953/ 


Genellikle eski filmlerde içi sıkılan ben, bu filmde çok çok eğlendim ve çok güldüm. Favorim evin küçük kızı Dinah :) Film, zengin bir kadının ikinci evliliğinin hazırlığını yaparken, eski kocasının ve iki gazetecinin işin içine girmesiyle kendini ve yaşamını tanımasını anlatıyor. 





İzlemenizi öneriyorum :) Görmemek kayıp olurmuş. 




28 Ocak 2011 Cuma

Denizin Delisi




Unutmak mı, delisin,
Gitmesem de bekler orada deniz.
Gelirsem bilmelisin
Benim beklememdir burada deniz.
Gitmek gibi geleceğim
Denizin delisine.
Delinin denizi gibi,
O ne kadar giderse.
Ö.A.

14 Eylül 2010 Salı

Yunuslar için Acil Eylem!

http://yuvadernegi.blogspot.com/2010/09/yunuslar-icin-acil-eylem.html


Dün (12 Eylül 2010) Japonya’nın Taiji kasabasındaki kanlı koyda büyük yunus katliamının ilk adımı atıldı: 80 yunus yakalanarak koya hapsedildi. Av durdurulamazsa 1-2 gün içinde korkunç bir şekilde katledilecekler. Ve ardından her gün başka yunuslar öldürülecek, ta ki Nisan ayına, katledilen yunusların sayısı 23 bin olana dek.

Bugün dünyanın dört bir yanından insanlar, ülkelerindeki Japon Büyükelçiliklerine, Konsolosluklara e-posta gönderecek, telefon edecek ve bu katliamın başlamadan bitmesini isteyecek.

Gelin biz de bu büyük eyleme dahil olalım ve sesimizi Japonya’ya duyuralım. Japonya’ya tüm dünyanın gözlerinin üzerinde olduğunu anlatalım. Taiji’de günlerdir nöbet tutan yürekli Sea Shepherd aktivistlerini ve ölümü bekleyen 80 yunusu yalnız bırakmayalım!

Lütfen aşağıdaki maili, aşağıdaki mail adreslerine gönderelim.

***

27 Haziran 2010 Pazar

Ayrılık


Seninle benim aramdaki
dünyanın en uzun dizesi,
bir ucundan girince,
yokluğuna rastlıyorum.
Çaresizce uzaklaşırken,
gövde ve kesilmiş kafa birbirinden,
hep ötekine kalıyor yaşam.
Sen bana eşit uzaklıktasın, ben sana,
diyorlar birlikte.
Öyleyse ayrılık diye bir şey yok
Seninle benim aramdaki,
topu topu iki adım,
gölgelerimiz serilmiş soluk soluğa
savaşçılar gibi
kılıçlarını bırakmış.









26 Haziran 2010 Cumartesi

Havai Fişekler

Hiç sevmiyorum!

İnsanların evlenirken, sünnet olurken neden havai fişek attırdıklarını da bir türlü anlayamıyorum. Ne kadar zenginsen o kadar çok ve büyük havai fişeklerin olur mantığını da...

Acaba bu kişilerin, havai fişeklerin yarattığı hava kirliliğinden, öldürdüğü kuşlardan haberleri var mı? Hiç sanmam. Olsa da değişir mi düşünceleri ve hareketleri onu da bilmem...

Çevreci geçinen belediyeler yasaklamalılar havai fişekleri.

Dakikalarca sürüyor bir de! Çıldırmamak elde değil :(

8 Haziran 2010 Salı

Kedi


Bütün hayvanlar arasında yalnızca kedidir yaşamı seyreden. Varolmanın döner dolabını mesafeli bir konumdan izler. Kedide sempatik olma kaygısı yoktur. Yalnızca yaşar, uzak, dingin ve bilge. (Andrew Lang)

25 Mayıs 2010 Salı

Kabak Koyu ve Yok Ettiklerimiz



Kabak koyu...

Müdavimlerinin sessiz ve sakinliği, mavi ve yeşilinin güzelliği, bozulmamış oluşu ile anlattığı yer.

Bugün, çoktan turizmin(!) kurbanı olmuş. Kabak koyunu kaybetmişiz. Kaybediyoruz değil kaybetmişiz. Çünkü bugün, ağaç evlerin yerini tepelere konan beton oteller, akşam dinlediğimiz doğanın sesinin yerini de bangır bangır çalan disco müzikleri almış.

Pek doğal güzelliği de kalmamış zaten. Göze güzel görünsün diye çim ekmişler, palmiye ağaçları dikmişler... Kıpırdayacak yer kalmamış konaklama yerlerinden.

Ben artık gidip gördüğüm ve beğendiğim, bakir olan yerleri yazmayacağım, siz de yazmayın. İnsanın girdiği yer bozuluyor, yok oluyor. Kabak koyu da bundan birkaç yıl önce, birkaç doğa severin keşfettiği ve eşine dostuna anlatarak tanıttığı bir yerdi. Şimdi ise neredeyse bir tatil köyü.

O yüzden birkaç yere de girmeyiverelim. Bu dünya bizim için var olan bir dünya değil. Her nimetten faydalanmaya da gerek yok.

Kabak gitti, başa yerler de gitmesin.

Anlatmayalım gidip gördüğümüz yerleri, hatta gidip görmeyelim de görülmemiş yerleri. Bugüne kadar yok ettiklerimizle yetinelim.

17 Mart 2010 Çarşamba

9 Mart 2010 Salı

Yenilmez / Invictus




Birkaç hafta önce sinemada, Nelson Mandela'nın hayatından bir kesiti anlatan 'Yenilmez' isminde bir film izledim.


Oyuncular, Morgan Freeman ve Matt Damon idi. 

Uzun zamandır ilk defa bir filmi izlerken bu kadar ağladım sanırım. Belki son zamanlarda hayatımı, doğrularımı, işimi, mücadelesini verdiğim iyi yaşamı anlamlandırmaya çalıştığım içindir, orasını tam bilemiyorum ama ağladım. 

İyi geldi, çok iyi geldi. Son zamanlarda, iyi ki gittim dediğim bir film 'Yenilmez'. Hepinizin izlemesini isterim.

Filmin ortasında arkamda oturan gençlerden biri ' Oğlum, niye elalemin liderinin hikayesini izliyoruz ki, bizim ülkemizin de var liderleri, onları izleyelim, ne işimiz var burada' dedi. Belli ki, bu filmin seansı uyduğu için girmişler. Neyse ki sol omzumdaki dürtmedi, dönmedim arkamı. İçimden söyledim tabi ' Ya bu filmin hedef kitlesi kesinlikle sensin, ya da bu film sende şu cümleden başka bir etki yaratamayacak'. Ben bunları (içimden) söylerken, cep telefonundan Nelson Mandela kim diye araştıran gençlerden bir diğeri, 'oğlum önemli bir adammış lan bu' dedi. Sevindim, cep telefonundaki interneti o an için sevdim :) 

Kendimi de, o gençleri de, filmi de, düşüncelerimi anlamlandırma çabamı da sevdim Yenilmez'i izlerken. Mutlu oldum.




27 Şubat 2010 Cumartesi

Alkazar Sineması ve biz

Günlerdir aklımdan çıkmıyor. Çok üzülüyorum. İşin en can sıkıcı yanı üzülmekten başka bir şey yapamıyorum.

Gideceğim filmden çok beni, sinemanın kendisinin, salonlarının heyecanlandırdığı bir yer Alkazar Sineması. Önünden geçerken film izlemeye hiç vaktim olmadığı zamanlarda bile, illa ki başımı çevirip baktım ne oynuyor diye. Birçok filmi (yalnızca) orada izleyebilirdim/izleyebilirdik  ve izledim, birçok yönetmeni (yalnızca) orada tanıyabilirdim/tanıyabilirdik ve tanıdım. Birçok film seansının da, bilet aldıktan sonra yeterli bilet satılamadığından iptal edildiğine tanık oldum. Çünkü Alkazar Sineması büyük AVM'lerde olduğu gibi popüler filmler yerine sanat değeri taşıyan filmleri, belgeselleri gösterime sokuyordu. AVM'ler her zaman böyle filmleri gösteriyor demiyorum,  mutlaka vardır aralarda kaliteli filmler de. Eh kalite dedğimiz şey de, sanata çok yakın duran bir toplum olmadığımızdan göreceli ki seansa saatler kala oralarda bilet bulamıyoruz.

Ve sonuç... Bravo hepimize, başardık...

Birçok tiyatro sahnesinden sonra Alkazar Sineması'nı da kapatıyoruz.

Ne duruyoruz? Hep birlikte seansı 15 TL olan, konusuna dair hiçbir fikrimin ol(a)madığı filmleri izlemeye gidelim şimdi.

25 Şubat 2010 Perşembe

Alkazar veda ediyor


Alkazar veda ediyor

1994 yılından bu yana estetik kaygı ile çekilen ve sinema sanatına katkıda bulunan filmleri izleyiciyle buluşturmayı amaç edinen Alkazar Sineması, uzun süredir yaşadığı zorluklar nedeniyle 1 Mart'ta perdelerini kapatıyor.

ntvmsnbc
Güncelleme: 16:34 TSİ 24 Şubat. 2010 Çarşamba
İSTANBUL - ''Mahalle bakkallarının toplumsal yaşamın önemli bir parçası olduğu yıllarda, Ferhan Şensoy, “Kahraman Bakkal Süpermarket’e Karşı” oyununu yazmış ve tiyatrosunda oynamaya başlamıştı. Alkazar Sinemasını bütünüyle yenileyerek 28 Şubat 1994 tarihinde “Germinal” filminin gösterimi ile açılışını yaparak, yeni bir film programı anlayışı ile sinemaseverlerin hizmetine sunan biz Alkazar sinemasının yönetimi; buruk bir hüznü tüm benliğimizle hissettiğimiz şu günlerde bu oyunu yeniden anımsadık.
Büyük alışveriş merkezlerindeki son derece yüksek yatırımlarla yapılan, teknolojik olanaklarla donatılmış olan ve popüler, ticari filmleri izleyiciye sunan 8-10 perdeli sinema salonlarına karşı ya da yanıbaşında adeta kahraman bakkallar gibi küçük, iddiasız sanat sineması olmayı sürdürecek gücümüz ne yazık ki kalmadı.
Sinema salonunu kapatmak zorunda kalışımız nedeniyle, tüm eksikliklerimize rağmen ısrarla Alkazar sinemasında film izlemeye devam eden Alkazar müdavimlerinden ve dostlarından özür diliyoruz.
Bizler, uzunca bir dönem porno filmler gösteren Beyoğlu’nun en eski sinema salonlarından birini, estetik kaygı ile çekilen ve sinema sanatına katkıda bulunan filmlerle izleyiciyi bu tarihi mekanda buluşturabilmek için devir almıştık. O tarihten bugüne kadar, dünya sinemasının ve ulusal sinemamızın seçkin örneklerini izleyiciyle buluşturma çabasında olduk. Geride kalan 16 yılı izleyicimizle birlikte mutlulukla geçirdik.
“Biz Alkazar sineması ile büyüdük”, “Bizim için Alkazar sinemasının yeri ayrıdır” diyen genç arkadaşlarımızla burada tanıştık, onların taleplerini yerine getirmeye, beğenilerini yönlendirmeye, etkilemeye çalıştık. İzleyicilerimizden çokça etkilendik. Onların Alkazar sevdası nedeniyle, her türlü olanaksızlığa, zorluğa direnmeye çalıştık.
Ancak, ne yazık ki artık maddi ve manevi olarak direnecek gücümüz kalmadı. Alkazar sineması, çok uzun bir zamandan beri sınırlı sayıdaki izleyicisinin film izlemek için ödediği bilet satış geliri ile yetinmek zorundaydı. Kendileri de birer Alkazar sevdalısı olan Alkazar sinemasının işletmecileri, son yıllarda bu işletmeyi yaşatmak için ellerinden gelen her şeyi yaptılar, maddi ve manevi her türlü özveride bulundular, ama işte buraya kadar…
Sinema salonlarına bırakınız en küçük destek vermeyi, sinemaları birer sanat mekanı değil, eğlence mekanı olarak görüp olağan vergisel yükümlülüklerinin yanı sıra ayrıca bir de eğlence vergisi adıyla ek yükümlülük getiren, sinema salonlarını Amerikan film endüstrisinin popüler, ticari filmlerine mahkum eden merkezi yönetim, Kültür Bakanlığı, Belediye yönetimleri adına sizlerden özür diliyoruz.
Zaman zaman ekonomik güçlükleri aşabilmek adına, izleyicilerimizin eleştirisine neden olan filmler izlettirdiğimiz için de özür dileriz. Alkazar müdavimlerini, izleyicilerini hayal kırıklığına uğratmamak adına ve devam edebilecek olanaklara sahip olmamamız nedeniyle Alkazar sineması kapanıyor. Kurucu ortaklarımızdan merhum nat Kutlar’ın da katkısı ve emeği ile 16 yıl önce açtığımız beyaz perdemizi karartmak ve size veda etmek zorunda kaldık. Bunu bizden duyun istedik.
Tek dileğimiz, başka beyaz perdelerin kararmamasıdır.Hoşçakalın… '' 
Alkazar Sineması Yönetimi adına Adalet DİNAMİT

17 Kasım 2009 Salı

beyazperde ve sinema.com

iki site de güncelliğini yitirmiş durumda.

Aman diyim kendilerine güvenip, yollara düşmeyin. Hele hele eşinizle dostunuzla sinema planı yapmayın zira sonucu büyük hayal kırıklığı. Bir de bakıyorsunuz başka filmler gösterimde!

Bugün Erdem'le, hem beyazperde.com hem de sinema.com adreslerinde filmin gösterildiği yer olarak verilen Kadıköy Moda Sineması'na gittik ve filmin gösterimden kalkmış olduğunu öğrendik. Tüm keyfimiz kaçtı tabi, tıpış tıpış eve döndük.

Ben elimi ayağımı çekiyorum bu sitelerden, tüm sinemaların telefon numaralarını toplayıp telefonla ulaşacağım kendilerine.

Teknolojiyi boşuna sevmiyorum demiyorum işte, var bir bildiğim.

Ninenin bildiğinden şaşmayacaksın demelerinin bir anlamı varmış.

Hepinize duyrulur :)

10 Aralık 2008 Çarşamba

Kuş Gözlemcileri İğneada'da!


Nasıl güzel bir yer İğneada!

Baharda gittiğimizde çok etkilenmiştik, illa ki gelmeli buraya bir kez daha demiştik... Geldik :)

İki tam günlük doğa yürüyüşünden sonra buraya yazdıklarımı okumaktansa fotoğraflara bakmanın daha güzel ve tercih edilir olacağını düşünüyorum.

Ve iyi seyirler diliyorum...

Not: Meraklıları için kertiklerimi bir sonraki yazımda paylaşacağım.

Kertik: Kuş gözlemcilerinin gördükleri tür sayısını ifade etmekte kullanılır. ülkemizde olmasa da yurtdışında 300 kuş kertmiş adamlar ve dernekleri vardır. camiada kertikçilik hoş karşılanmaz. zira kertikçiler sadece yeni tür görme merakı ile diğer kuşlara dönüp bakmaz. oysa "doğa her zaman ilgi çekici ve izlemeye değerdir" görüşünü benimseyenler kertikle filan uğraşmaz. oturup her gezi sonrası ben bugün ne kerttim diye düşünmez :o) (nympis, Ekşi sözlük)




Orman...
Derin.




Kuğuların evi, güzel göl... Günün her saati başka güzel...



Dünyanın en ilginç ve en sert mantarı. İçi 'Kav' ( kibritlerin kenarında bulunan, kibriti sürttüğümüzde yanmasını sağlayan madde). İçini oyup, dış kabuğundan lamba yapabiliyorsunuz :) Aman dikkat, kesmek için keser lazım, ancak keser ayırabiliyor mantarı ağaç gövdesinden!




Ve romantik kuğular...

Sakin...




Baktıkça bakasımın geldiği dere...




Sıradaki fotoğrafa Oruç abi yakıştı...






Yaşamında öteki kişilere ulaşabildiğin anlar, bir ormandaki kuş ötüşleri gibi olacak: uzaklardan gelip geçerken kısacık bir süre yapraklarda yankılanacaklar- o kadar...Orman, bütün sessizliğiyle, yine yalnız,duracak orada.

27 Mayıs 2008 Salı

Kelebek


sen ki müziksin, müzik dinlerken hüznün niye?

tatlılar kavga etmez; sevinç, sevinçle coşar.

sana zevk vermeyene katlanırsın ne diye?

can sıkanı bağrına basmanın ne anlamı var?

birbirine eş olan hoş seslerin uyumu yine de kulağına sıkıntı mı veriyor?

bil ki ahengin sana tatlı bir sitemi bu:

"parçaları dinleyip tümü unuttun," diyor.

dinle, iyi bir koca gibi, tek bir tel nasıl yaratırsa eşiyle birlikte hoş bir ezgi,

baba, çocuk ve mutlu ana, yapıyor fasıl:

kulakları okşuyor tek bir sesin ahengi.

o sözsüz şarkı sanki tek bir ağızdan sana

"değerin olmaz," diyor, "yaşarsan tek başına."
W.SHAKESPEARE