2 Aralık 2009 Çarşamba

Doğa Açılımı


Anadolu'da bu zengin doğa olmasa, Türk, Kürt, Çerkez, Laz, 72 millet yan yana yaşamazdı. Bu nedenle açılım, hepimizin yegane ortak kökünden, doğadan başlamalı.


Demoktratik açılımla ilgili tartışmaları hayretle izliyorum.

Anadolu topraklarını karış karış gezmesem, gerçek manzarayı bilmesem, bir gün gelecek ülkeyi yönetenler Türk, Kürt, Çerkez, Laz hepsine sahip çıkacak diye umutlanacağım.

Oysa benim gördüğüm gerçek, bundan çok farklı.

Böyle giderse, ne Kürt kalacak, ne Laz, ne Çerkez, ne Gürcü, ne de Türk?

Çünkü hükümet, bir yandan Anadolu'daki uygarlıklara tek tek sahip çıkma söylemini yayarken, diğer yandan icraatlarıyla tüm bu toplulukların Anadolu'daki ortak köklerini yok ediyor.

Örnek mi? Yazık ki sayısız.

Sarıkeçililer, Türk göçerlerinin Türkiye'deki son temsilcileri. Onlar, Orta Asya'dan Anadolu'ya uzanan kadim bir kültürün canlı belgeleri. Hükümet, kendi istekleri ile göçmeye devam eden son Sarıkeçililer'e sırf göçtükleri için milyarlarca lira ceza kesiyor ve onları apartman katında yerleşik yaşama geçmeye zorluyor.

Munzur, hükümet tarafından baraj inşaatçılarına satılmış. Dere üzerinde sekiz baraj yapmak istiyorlar. Oysa Munzur, Dersim Alevileri'nin kutsal suyu, ibadet yeri. Satmak şöyle dursun, Munzur'a dokunmak bile itina ister. Durum böyleyken, ağzınıza Dersim lafını nasıl alıyorsunuz? Anlamak zor?

Hasankeyf Türkiye'nin en köklü Arap İslam yerleşimlerinden. İnsanlar orada binlerce yıldır Dicle kıyısında yaşıyor ve benzersiz aksanlarıyla Arapça konuşuyor. Dicle kıyısında yetişen narı topluyor, El Rızık Camii'nde ibadet ediyor. Hükümet ise Hasankeyfliler'i kendi rızası olmadan dağın başındaki TOKİ evlerine taşımaya çalışıyor, Dicle Vadisi'ndeki dünya mirasını sular altında bırakmak istiyor. Ertesi gün ise açılımdan bahsediyor.

Çoruh Vadisi'nin tamanını, baraj sularıyla yok etmeye kararlılar. Ne var ki, bu bölge Anadolu'nun en önemli Ermeni yerleşimlerinden. Sayısız köy, kilise ve hala kullanılan geleneksel tarım alanı hükümetin ürpertici su politikası nedeniyle sular altında kalacak, Anadolu'nun binlerce yıllık kültür belleği yerle yeksan olacak.

İstanbul'un orta yerindeki Sulukule'ye ne dersiniz? Romanlar da bu toprakların zenginliği, yüzlerce yıldır kardeşimiz değil mi? Öyleyse neden onları her yere uzak TOKİ evlerine sürüyorsunuz?

Macahel'de Gürcü kültürü hiroelektrik santraller nedeniyle nasıl yok oluyor, Tuz Gölü kuruyunca göl kenarındaki Kürt yerleşimleri ne hale geldi, Istranca Dağları'nda Pomak'lar nasıl yaşıyor, Küre Dağları Milli Parkı'nın suyunu satmak Türk kültürü için ne anlama geliyor? Konu hakkında daha çok örnek verebilirim. Ancak listeyi fazla uzatmayacağım. Çünkü şunu çok iyi biliyorum?

Bir toplumun karakterini kimliği ve dini inancından çok, yaşadığı coğrafya belirler.

Bu topraklarda doğan her bir insanın kökleri, bir ucuyla Çatalhöyük'e, diğer uçlarıyla Orta Asya'ya, İyonya'ya, Mezopotamya'ya ve sayısız başka coğrafyalara uzanır. Bu kökler, Türk, Kürt, Laz, Çerkez ve diğerlerini ayırt etmeden hepimizi besler.

Bu nedenle ülkenin yöneticileri, bu topraklardaki çeşitliliğin kendisi kadar, Türkiye insanlarının ortak köklerini de korumakla mükelleftir. Çünkü bugün şahidi ve parçası olduğumuz bu çeşitliliğin asıl nedeni, işte bu köklerdir. Anadolu insanının kökleri yok olduğunda, çeşitliliğin kendisi de, açılım da imkansız hale gelecektir.

Bir toplumun ortak kökleri, yaşadığı yerdeki doğa ve kültür mirasından başka bir şey değildir. Bu mirasın varlığını tehdit eden her türlü girişim, o toplumun köklerine de telafisi mümkün olmayan zararlar verecektir. İşte bu nedenle hükümetin eylemleri ve açılımla ilgili söylemleri, birbiriyle olduğu kadar, ülkenin gerçek menfaatleriyle de çelişmektedir. Ülkeyi yönetenler, Anadolu'nun miras coğrafyalarını benzeri görülmemiş bir hızla satıp savmakta ve burada yaşayan insanları, köken ayırt etmeden, yüzlerce yıldır yaşadıkları toprakları terk ederek büyük şehirlere göçmeye zorlamaktadır.

Türkiye'nin zenginliğine sahip çıkmak için, bu coğrafyada yetişmiş insanların adlarını zikretmek yetmez. Daha anlamlı olan, bu insanların ortaya çıktığı coğrafyaların değerini anlamak ve oraları yaşatmaktır. Çatalhöyük'ün, Hasankeyf'in, Munzur Dağları'nın, Fırat'ın, Çoruh'un ve bize miras tüm coğrafyaların önünde saygıyla eğilmektir.

Çünkü Konya'nın sazlıkları ve Çatalhöyük olmasa, Mevlana'nın şiiri yarım kalırdı. Dicle ve Hasankeyf olmasa, El Cezeri gibi bir İslam alimi yaşamazdı. Munzur akmasa, Dersim Alevileri benzersiz bir kültür yaratamazdı.

Anadolu'da bu zengin doğa olmasa, Türk, Kürt, Çerkez, Laz, 72 millet yan yana yaşamazdı.

İşte tam da bu nedenlerle, suyu satan, ormanları parselleyen, dağları maden şirketlerine veren, Anadolu'daki kırsal bilgiyi hiçe sayan ve Anadolu'yu insansızlaştıran bir anlayış, ancak kağıt üzerinde açılabilir. Sahada ise kaybeder. Belki 72 milletin adı kalır, ancak aslı kaybolur. Coğrafyası elinden alınmış Anadolu medeniyetleri, birer birer dünya sahnesinden silinir gider.

Bana göre çok tartışılan açılım, hepimizin yegane ortak kökünden, doğadan başlamalı.

Açılımın sathı, sözcükler alemi değil, üzerinde yaşadığımız toprak olmalı. Açılım, bizi sadece birbirimizle değil, geçmişimiz ve geleceğimizle de buluşturmalı. En nihayetinde, böyle bir açılımın gücü, sadece bugünün Türkiye'sinin insanlarını değil, bütün kainatı kucaklamalı.

Bu söylediklerimin imkansız olmadığını, er ya da geç göreceğiz.

Çünkü her insanda bir ağaç gizlidir. Her sözcük bir meyve ve her düşünce bir tohumdur.

Yeter ki elimizde o ağacın kök salacağı bir karış doğa kalsın.

29.11.2009

Güven Eken
Doğa Derneği Başkanı
guven.eken@dogadernegi.org

29 Kasım 2009 Pazar

Kuş Gözlemi ve Muz Kabuğu


Dün kuş gözlemine gittik Sarimsaklı tarafına. Tam ismiyle Badavut aslında.

Bir göl idi aradığımız, bol taşlı, topraklı ve kumlu yollarda bata çıka sonunda göle ulaştık. Bizi bir sürpriz bekliyordu, hiç kuş yoktu! Su kuşları nerededir diye bakına bakına şaşkınlığımızı üzerimizden attıktan sonra atladık motora yeni bir yer aramaya koyulduk. Sonra bir tepeye vardık, manzara muhteşemdi. Masmavi denize güneş ışıltıları düşmüş, mevsim kış olduğunu çoktan unutturmuştu bize. Yine ortalıkta kuş görünmese de biz ıhlamurumuzu, bademlerimizi ve elmalarımızı afiyetle tükettikten sonra dönüş yoluna düştük.

Ayvalık girişinde bir su birikintisi var. Orada durup biraz bakalım dedik. Ve birkaç yeşilbaş ördek ile günümüze kuş kattık :) Sonra bir kızılkuyruk, birkaç sakarmeke, bir balıkçıl ve türünü anlayamadığımız beyaz bir büyük kuş :)

Fotoğraf konusunda da pek şanssızdım hal böyle olunca. Çekebildiklerimde de sağolsun kuş dostlar ya popolarını göstermişler ya da başlarının arkasını! :)

Bir daha ki sefere diyerek günümüzü sonlandırdık.


18 Kasım 2009 Çarşamba

Mum Alevi ile Oynayan Kedinin Öyküsü


Bir mum yanıyordu bir evin bir odasında
O evde bir de kedi vardı.
Geceler indiğinde kendi havasında
Mum yanar, kedi de oynardı.

Mumun yandığı gecelerden birinde
Kedi oyunlarına daldı.
Oyun arayan gözlerinde
Mumun alevi yandı,
Baktı,
Mumun titrek alevinde
Oyuna çağıran bir hava vardı.

Oyunlarını büyüten kedi büyüdü
Kendi türünde çocukcasına,
Döndü dolaştı, yavaş yavaş yürüdü
Geldi mumun yanına, oyuncakcasına.
Bir baktı, bir daha, bir daha baktı
Mumun alevinin dalgalanmasına
Uzandı bir el attı.
Bıyıklarını yaktırmadan anlamayacaktı..
İlk kez gördüğü mumun yakmasına
İnanmayacaktı.

Kedi, oyunlarında büyüyordu,
Mum, üşüyordu yanmalarında.
Zaman ikili yürüyordu
Aralarında.
Bir ayrışım görünüyordu
Birinin yanmalarında
Öbürünün oynamalarında.

Kedi oyunlarında büyüyordu,
Yitirerek gitgide oyunlarını.
Mum küçülüyordu yanmalarında,
Yitirerek gitgide yakmalarını.

Oynarken büyüyen kedi yanacak,
Aydınlatırken küçülen mum yakacaktı.
Küçülen yaka-yaka aydınlatacak,
Büyüyen yana yana anlayacaktı.


Bir mum yanmasından
Ve bir kedi oyunundan
Kaldı sonunda
Bir gecenin tam ortasında
Bir evin bir odasında
Göz-göze susan
İki insan.


Mum yandı bitti,
Kedi büyüdü gitti.
Oyunlar karıştı gecelerde
Suskun uykusuzluklara.

O iki insandan, sonunda
Birinin anılarında kedi,
Birinin dalmalarında mum
Kaldı gitti.

Nerede bir mum yansa şimdi,
Nerede oynasa bir kedi,
Birbirine yansıyor, karışıyor gölgeleri..
Bugün dün gibi oluyor,
Dün bugün gibi.
Mum ellerimi tırmalıyor,
Belleğimi yakıyor kedinin elleri.

Özdemir Asaf

Bugün ve Bugün

Öyle çabuk geçiyor ki günler
Hele sen de bir bak hayatına.
Daha dün doğmuşuz sanki
Yeni okula başlamışız
Yeni sevmişiz

Öyle çabuk geçiyor ki günler
Hele sen de bir bak hayatına
Yarın bitecek sanki her şey
Yarın ölecek gibiyiz.

Daha doymamışız yaşamasına
Günlerimiz dün bir, bugün iki
Sakın bir şey bırakma yarına
Yarın yok ki.

Özdemir Asaf

17 Kasım 2009 Salı

Cıvgın :) Sevgilimin elinden...

beyazperde ve sinema.com

iki site de güncelliğini yitirmiş durumda.

Aman diyim kendilerine güvenip, yollara düşmeyin. Hele hele eşinizle dostunuzla sinema planı yapmayın zira sonucu büyük hayal kırıklığı. Bir de bakıyorsunuz başka filmler gösterimde!

Bugün Erdem'le, hem beyazperde.com hem de sinema.com adreslerinde filmin gösterildiği yer olarak verilen Kadıköy Moda Sineması'na gittik ve filmin gösterimden kalkmış olduğunu öğrendik. Tüm keyfimiz kaçtı tabi, tıpış tıpış eve döndük.

Ben elimi ayağımı çekiyorum bu sitelerden, tüm sinemaların telefon numaralarını toplayıp telefonla ulaşacağım kendilerine.

Teknolojiyi boşuna sevmiyorum demiyorum işte, var bir bildiğim.

Ninenin bildiğinden şaşmayacaksın demelerinin bir anlamı varmış.

Hepinize duyrulur :)

30 Ekim 2009 Cuma

Dalından zeytin toplamak


Biz dün, dalından zeytin topladık. Ağaçtan yani, hem de kendi evimizin bahçesindeki ağaçtan :)

Çok güzeldi, şimdi sıra zeytinlerimizi hazırlamada :)

28 Ekim 2009 Çarşamba

Domuz gribi değilmiş

Manisa'da hayatını kaybeden üniversite öğrencisi gencin H1N1 testi negatif çıkmış, domuz gribinden ölmemiş yani.

Neden öldüğünü bilmiyoruz.