14 Eylül 2010 Salı

Yunuslar için Acil Eylem!

http://yuvadernegi.blogspot.com/2010/09/yunuslar-icin-acil-eylem.html


Dün (12 Eylül 2010) Japonya’nın Taiji kasabasındaki kanlı koyda büyük yunus katliamının ilk adımı atıldı: 80 yunus yakalanarak koya hapsedildi. Av durdurulamazsa 1-2 gün içinde korkunç bir şekilde katledilecekler. Ve ardından her gün başka yunuslar öldürülecek, ta ki Nisan ayına, katledilen yunusların sayısı 23 bin olana dek.

Bugün dünyanın dört bir yanından insanlar, ülkelerindeki Japon Büyükelçiliklerine, Konsolosluklara e-posta gönderecek, telefon edecek ve bu katliamın başlamadan bitmesini isteyecek.

Gelin biz de bu büyük eyleme dahil olalım ve sesimizi Japonya’ya duyuralım. Japonya’ya tüm dünyanın gözlerinin üzerinde olduğunu anlatalım. Taiji’de günlerdir nöbet tutan yürekli Sea Shepherd aktivistlerini ve ölümü bekleyen 80 yunusu yalnız bırakmayalım!

Lütfen aşağıdaki maili, aşağıdaki mail adreslerine gönderelim.

***

5 Eylül 2010 Pazar

Otobüs bozulabilen bir araçtır





Nefes alan bir otobüse bindim. Önce yolculardan biri sesli nefes alıyor diye düşündüm. Sonra farkettim ki otobüsmüş. Belirli aralıklarla nefes alan ama vermeyen otobüsümüz, yolculuğumuzun ilk saatinin sonunda kalp krizi geçirdi.

Ben, 10 günlük bir eğitim ve toplam 12 günlük bir otel yaşamından sonra  kendimden başka hiçbirşeyi taşıyamayacak kadar yorgun, 8 numaralı koltuğumda uyumaya çalışıyordum.

Tekirdağ'ı yeniçıkmıştık ki, otobüs teklemeye başladı. Ardından da durdu. Şofor ve muavin uğraşları cevap vermeyince, bir grup yolcu da dahil oldu hikayeye. Koca otobüsü 'vurduralım beyler!' cümlesiyle vurdurmayı deneyen soforumuz, durumun umutsuzlugunu bize belli ediverdi.

Otobüsün içinde yavaş yavaş artan öflemeler yerini telefon konuşmalarına bıraktı.

Bu arada teşhis kondu, mazota pislik karışmış, biryeri (!) tıkamış. Tekirdağ'dan usta çağrılıyormuş.

Şanslıydık, çünkü bir dinlenme tesisinin tam karşısında kalmıştık. Sofor, guvenlik icin yolcuları tesise almaya karar verdi. Fakat otobusumuzun bozulmasından daha buyuk bir problemimiz vardı, o da kokoş teyzeler...

Neler dediklerini yazmaya gerek yok. Ben yoruldum... 85 kez de dilimi ısırıp, ters ters baktım.

Hazır otobüs bozukken ve hazır acıkmışken, güzel bir mercimek çorbası içtim. Üzerine de çay... Teyzeler yan masada, bir karış suratları da yanlarında.

Haber geldi, yeni otobüs geliyormuş. Bu arada usta tamiri becerememis ve otobus (luks bir otobus)  kapi ve bagajları otomatikmis ve kilitlenmis! :) Açılmazsa bavullar sonradan gönderilecekmiş. Teyzeler yine hareketlendi tabi...

Yaşamdan keyif almanın başka bir şey olduğunu fark ettim. Anın değerini bilip, tadını çıkarmanın da...

Yolda bir yerdeyken de...

3 saattir beklerken de...


16 Ağustos 2010 Pazartesi

İçim

Ne fena bir ikilem (benim için teklem) , bunca zaman sonra...

Vardır bir nedeni, yaşadığıma göre...

6 Ağustos 2010 Cuma

Tuvalet ve boy ilişkisi




Kimi yerde tuvalete girip, klozete oturduğumda sensörün boyumun kısalığı nedeniyle beni algılamayıp sönmesine dayanamıyorum.

164 cm < Tuvalet Sensörü

21 Temmuz 2010 Çarşamba

Animal Triste

Mümkün olanı gerçekleşmiş olandan ayırmak zor geliyor bana. Yıllar boyunca mümkün olan herşeyi gerçekleşmiş olan her şeyle karıştırdım ve birleştirdim, düşünülmüş olanı söylenmiş olanla, gelecektekini hiç unutulmamış olanla, umut edilmiş olanı korkulmuş olanla, ama yine hep aynı hikaye kaldı geriye. Son çok açıktır ve her şeyi belirler, son düzeltilemez. 
Bu yüzden unuttum onu.

M. Maron



Not: Mustafa abi'nin hediyesi idi, hem çevirdiği hem de bu kitabı okumama vesile olduğu için teşekkürler...


4 Temmuz 2010 Pazar

Daldan Dala


Hafif de alkollüyken ne de hızlı ilerliyor insanın parmakları klavyede...

Ne yazacağını bilemeyen ama aslında bilen, bol şaraplı bir gecenin ardından...

Güzel şeyler söylemek gerek, hep ileriye bakmak gerek, peki ya geri? Ondan da ders almak gerek, nasıl ders alacağımızdan hiç bahsetmeyen yetişkinler böyle derler ya...

Ah şu sosyal medya, nereden nereye taşıyor insanı, bazen de çat diye bir yere götürüp orada bırakıveriyor.. Kimi zaman istediğin kimi zaman istemediğin bir yere. Ders al Özge, bu kadar mı zor yahu! Zor elbet, oldukça zor kimi zaman... Ama ben önemsiyor muyum ki bu durumu?? Keşke psikoloji okusaydım, iktisat ne işime yaradı ki? Şu hayatta yapıp da pişman olduğum tek şey iktisat okumak olabilir. 'Tek' dedim iddialı oldu. Yakın zamanda bu yazıya bir düzeltme koyabilirim :) Bu kadar doğru tercihler yapan bir insan olmayabilirim, nihayetinde kendi tercihlerim olduğu için sahip çıkıyor da olabilirim, psikolog olsaydım anlardım! ;)

Bugün E.Temelkuran'ın yazısını okuyunca kendimi kötü hissettim. Barış isteyen az tarafta olmak, en azından barışın içini nasıl doldurduğumla ilgili eş düşünen birkaç kişiden biri olmak kötü hissettirdi... Buna olan inancımla ilgili bir şey yazmadığımı belirtme ihtiyacı duydum şimdi. Şarap temelli gereksiz hassasiyet olabilir...

Neyse ki yazımın başında 'hafif de alkollüyken ne de hızlı ilerliyor insanın parmakları klavyede' demiştim... Kendimi sağlama aldım.

O değil de, 10 dk kadar önce Ayvalık'ın iç sokaklarında tek başıma  yürürken kalbim yine çok hızlı attı, ona üzülüyorum şimdi. Kadın olmak hali, bu memleketin her yerinde zor, riskli ve tehlikeli ...

Bu yazının adı da 'daldan dala' olsun o zaman :)