Geçtiğimiz pazar Kaz Dağlarına yürüyüş yapmaya gittik. Arkadaşımızın tavsiye ettiği bir mesire yerini görmek de vardı planda.
Zar zor bulduk gideceğimiz yeri. Uzuuunca bir dağ yolunu aştıktan sonra dümdüz bir yaylaya geldik. 2 senede bitirilen, neredeyse her şeyi doğaya uyumlu yapılmış bir tesis bizi karşıladı. Diliyorum ki, bu tesisle ilgili yakın zamanda bir yazı yazacağım.
Sıcak çaylarımızı yudumladıktan sonra bir küçük bir de büyük şelaleyi görmek için aldığımız tarifle yürüyüşe başladık.
Şelaleleri bulamadık, belli ki ters bir yere sapmışız fakat pek de bozulmadık çünkü bir kez daha gelmek için nedenimiz olmuştu.
Paylaşmak istediğim şey başlıktan da anlaşılacağı üzere gördüğümüz mantarlar. Harika görünüşlü mantarlar yol boyunca bize eşlik ettiler. Her yeni mantar gördüğümüzde 'aaa bu çok güzel' diye birbirimize seslenirken, bir sonrakinin daha güzel çıkması yürüyüşün en keyifli yanıydı bence. Güzel mantar zehirli olur bilgisine sahip olduğumuzdan hepsini ait oldukları yere bıraktık tabi öylece :)
İşte onlardan bize kalan birkaç fotoğraf,
27 Kasım 2010 Cumartesi
13 Kasım 2010 Cumartesi
An
Trabzon ve çevresi
Yazıdan çok fotoğraf olacak belli ki bu kez. Az önce yazıya koyacağım fotoğrafları seçerken duramadığımı görünce, bıraktım kendimi, bu sefer de bol görselli bir yazı olsun dedim :)
Trabzon seyahatimiz talihsizliklerle başladı. Otobüs boş diye rezervasyon yapmayan Truva Seyahat, yer olmadığı için beni muavin koltuğuna, Erdem'i de şoförle benim arama mindere oturttu. Uçağımızı yakalamamız için tek şansımız bu otobüs olduğundan gıkımızı çıkarmadan oturduk bize gösterilen yerlere. Yağmurlu bir yoldan sonra İzmir'e vardık ve havaalanına giden otobüsü 3-4 dk ile kaçırdık. Mecburen taksi kullandık, yoksa uçak kaçacaktı. Havaalanına geldiğimizde ise uçağımızın 40 dk rötar yaptığını öğrendik :)

Sümela'dansa Ayder Yaylasına gitmeye karar vermiştik fakat Ayder'e tur olmadığından, toplu taşıma da gitmediğinden yine tıpış tıpış Sümela'ya gittik. Şanslıydık çünkü tepeye kadar çıkaran turlarla gitmiştik. Biz metro seyahat biletimizle Ulusoy'la gittik :) İki firma tek araç kaldırdı. Tasedüf o ki, Sümela'da bizim eğitimin katılımcılarıyla karşılaştık. Planlasak bu kadar denk getiremezdik :) İşte Sümela'dan birkaç kare...


Manastırın içinde, daha önce sadece bir kez gördüğüm ve görebilmek için 6 buçuk saat yürüdüğüm duvar tırmaşık kuşunu gördüm :) Gördük :) Güzel bir sürpriz oldu hepimiz için.
Trabzon seyahatimiz talihsizliklerle başladı. Otobüs boş diye rezervasyon yapmayan Truva Seyahat, yer olmadığı için beni muavin koltuğuna, Erdem'i de şoförle benim arama mindere oturttu. Uçağımızı yakalamamız için tek şansımız bu otobüs olduğundan gıkımızı çıkarmadan oturduk bize gösterilen yerlere. Yağmurlu bir yoldan sonra İzmir'e vardık ve havaalanına giden otobüsü 3-4 dk ile kaçırdık. Mecburen taksi kullandık, yoksa uçak kaçacaktı. Havaalanına geldiğimizde ise uçağımızın 40 dk rötar yaptığını öğrendik :)
Trabzon'da, üniversite kampüsünün içinde Koru isimli bir tesiste kaldık.Yaprak döken ağaçlardan oluşmuş bir korunun içinde güne başlamak harikaydı. Ben ilk kez Doğu Karadeniz'e gittiğimden, oradaki doğa karşısında hep ağzım açık gezdim.
Eğitimin ikinci günü saatlerin bir saat geri alındığından habersiz olduğumuzdan erkenden hazırlandık, kahvaltıda şans eseri durumu öğrendik ve bu bir saatimizi kampüste kuş gözlemleyerek geçirdik. :)
Planladığımız herşeyi gerçekleştirdik. Uzungöl'e gittik :) Defalarca yağmurun altında ıslanıp, kuruduk. Muhteşem manzaraların yanı sıra çok güzel kuşlar da gördük. Derekuşu ile artı bir kertiğim daha oldu :) O kadar çoktular ki, sanki her gün dere kuşu görüyormuşuz gibi bir süre sonra bakmamaya başladık!
Bulutlara çok yakındık...
Trabzon'da kaldığımız süre boyunca yedim! Pideler, kuymaklar, mıhlamalar, karalahana çorbaları... :) Hem yedim hem de fotoğraflarını çektim :) (Fotoğraftaki el Erdem'e ait :) )
Sümela'dansa Ayder Yaylasına gitmeye karar vermiştik fakat Ayder'e tur olmadığından, toplu taşıma da gitmediğinden yine tıpış tıpış Sümela'ya gittik. Şanslıydık çünkü tepeye kadar çıkaran turlarla gitmiştik. Biz metro seyahat biletimizle Ulusoy'la gittik :) İki firma tek araç kaldırdı. Tasedüf o ki, Sümela'da bizim eğitimin katılımcılarıyla karşılaştık. Planlasak bu kadar denk getiremezdik :) İşte Sümela'dan birkaç kare...
Dağların arasında çıkıverince tüm heybetiyle Sümela Manastırı, heyecanlanıyor insan...
Ben en çok girişindeki bu uzuuun ve dik merdivenden etkilendim sanırım. Ya da en çok onu sevdim.
Görevlilerden biri, manastırdaki küçük çatılardan birine oturmuş, dağa karşı kitap okuyordu. Çok istedim fotoğrafını çekmeyi, ama utandım yine. Sonra, vakti zamanında Alman amcanın dediği geldi aklıma, 'en güzel fotoğraflarımız anılarımızdır' Ben de o anı anılarımda saklamaya karar verdim. Sizi de bunlarla yetinmek durumunda bıraktım tabi...
Manastırın içinde, daha önce sadece bir kez gördüğüm ve görebilmek için 6 buçuk saat yürüdüğüm duvar tırmaşık kuşunu gördüm :) Gördük :) Güzel bir sürpriz oldu hepimiz için.
Yeşil, beyaz ve mavi...
İç bölüm, Sümela Manastırı
Taş Köprü - Uzungöl
Karadeniz'i yazıp, çaydan bahsetmemek olmazdı. İşte seyahatimizin vazgeçilmezi, içimizi ısıtan, yağmur eşliğinde her fırsatta içtiğimiz çay...
Trabzon
27 Ekim 2010 Çarşamba
Ve sonunda Doğu Karadeniz!
Memleketin dört bir yanını gezdim. Her bölgenin doğusundan, batısından, kuzeyinden ve güneyinden birkaç şehir/kasaba/köy görmüşlüğüm ve bu yerlerde kalmışlığım var. Bir Doğu Karadeniz kalmıştı, yıllardır da yolum bir türlü düşmemişti. Ama şimdi Trabzon'a doğru yönümü çevirmek üzereyim ve içimde güzel bir kıpırtı var :)
4,5 gün kalacağız Trabzon'da, yine eğitime gidiyorum fakat kendimize ait bir pazartesi günümüz olacak :) Sümela Manastırı ve Uzungöl'ü görmeyi planlıyoruz. Ne kadarı mümkün olursa artık!
Bir de ben çılgınlar gibi 'kuymak' yemeyi hayal ediyorum. Herkesin bu kadar övdüğü, ağzının suyu akarak anlattığı meşhur kuymağı artık yememin zamanı geldi :) Bir de Karadeniz pidesi var, kapalı bir pide. İlknur'la yemiştik Sarıyer'de, Karadenizlilerin bir lokantasında. Tadı damağımda kalmıştı, şimdi yerinde yiyeceğim :) Kilo almamak için elimden geleni yaparım, belki! ;)
En sevdiğim renk olan yeşilin kaç ayrı tonunu göreceğimi ve koyu mavi, deli dalgaları düşünüyorum.
Uzun zaman sonra,bir yere ilk kez gidiyor olmanın heyecanı var içimde! Uçak yolculuğu beni tedirgin etse de, şu anda şakır şakır yağmur ile birlikte şimşekler çakıyor olsa da, hava durumu yarını da böyle gösterse de, gitmişken Artvin'i, Kars'ı göremeyecek olsam da mutlu bir heyecanım var!
Dönüşte bol fotoğraf ve anı ile görüşmek üzere!
24 Ekim 2010 Pazar
Kumul
Nasıl oluyor da insan başka bir canlıyı bu kadar düşünüp, onun için bu kadar kaygılanıp, onu bu kadar sevebiliyor bilemiyorum.
Ama şu yukarıda gördüğünüz tüylü şey, benim hayatımın ortasında bir yere oturdu, kaldı. Hayvan dostu olanlar bilir, anlar...
Ailemiz 3 kişilik... Oldukça çekirdek. Alışageldiğim gibi...
Benim, ikinci çocuğu da yapasım var, gelin görün ki babamız hiç sıcak bakmıyor bu duruma. Bir tanesi yetermiş miş miş :)
Ay Dolunay
Ay dolunay dalgın gecede
Ay büyüyor tam yüreğimde
Suskunum ben söyleyemem
Ay ben ay neden
Ay dolunay sessiz gecede
Ay bir anda düş yüreğime
Yanayım ben söz büyürken
Ay ben ay sana
Bırak ateşte
Sözler çoğalsın
Ateşten sözler
Yaksın dolunayda
Ateşten sözler
Ayaklanırsa
Akıntıya karşı
Koşar mı dolunayda
Ateş dilinde
Ay büyüyor tam yüreğimde
Suskunum ben söyleyemem
Ay ben ay neden
Ay dolunay sessiz gecede
Ay bir anda düş yüreğime
Yanayım ben söz büyürken
Ay ben ay sana
Bırak ateşte
Sözler çoğalsın
Ateşten sözler
Yaksın dolunayda
Ateşten sözler
Ayaklanırsa
Akıntıya karşı
Koşar mı dolunayda
Ateş dilinde
22 Ekim 2010 Cuma
Kabuk Adam
Yine geç kalan bir yazı. Her ne sebepten olduğu önemli değil...
Bu yazı içerisinde tek geç kalan 'Kabuk Adam' isimli yazının kendisi olmayacak. Kitabın kendisi de geç kaldı hayatıma. Yazarı da geç kalmıştı, Aslı Erdoğan.
Sevgili arkadaşım M.Seda'nın birbirinden güzel ayraçlar (elleriyle yaptığı) ve mektubuyla (bu devirde mektup almak ne güzel!) birlikte gelen hediyesidir 'Kabuk Adam'.
Hap yutar gibi bir çırpıda içine dalıp, okuyuverdiğiniz ve son sayfalarına gelirken bitmesin diye can çekişip, daha sakin, daha sessiz ne bileyim kitabın ruhuna daha yakışır bir yerde ve şekilde bitireyim diye elinizde sımsıkı tutup beklettiğiniz kitaplar vardır ya, onlardan biri işte 'Kabuk Adam'
Bittikten sonra, bende yeni birini başlattı. Biraz kopuk ama biraz 'daha' özgür. Bu kitabı bir kadının okuması başka bir şey diye düşünüyorum.Özge'nin 26 yaşında,Ayvalık'ta okumasının da başka bir şey olduğunu düşünmem gibi.
Bir iki bölümü paylaşıp, öyle bitirmeyi tercih ederdim bu yazıyı fakat soğuk beni yine yendi. Saat 03:08'de kitaplığa gidip, kitabı almak yatağın içinde kalmaktan daha çekici gelmedi. Belki yarın,bu yazıya bir ekleme yaparım. Belki de yapmam. Her kitabı arkasını okuyup mu alıyorsunuz? Öyleyse çok şey kaçırdığınızı söyleyebilirim.
İyi geceler...
17 Ekim 2010 Pazar
Doğa ve Çocuk Hareketi
“Doğadaki çocuk,
soyu tehlike altında olan bir türdür ve çocukların sağlığı ile Yeryüzü’nün sağlığı birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.”
Richard Louv
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




